8 Nisan 2009 Çarşamba

Eski Günlerden


Eski güzel günlerden ara ara fotoğraflar paylaşmaya devam edicem. Bir kısmını blog falan bilmediğim zamanlarda Facebook'ta heder etmiştim.
1993-95 arasında bir tarihte çekilmiş olması lazım.
Üst sıra: Oktay Öztürk, Gökhan Güney, Taner Korucu, Tamer Oyguç
Alt sıra: Larry Richard, Ufuk Sarıca, Aydın Örs, Volkan Aydın ve Petar Naumoski
Aralarından en çok merak ettiğim kişi Oktay Öztürk'tür. Ortalama bir isim olduğundan arama motorlarından pek bir şey elde edemedim. Yaşar Cimilli diye bir lise takımını çalıştıran Oktay Öztürk varmış. Belki odur. Fotoğrafta üzerindeki gömlek ve kravat Efes Pilsen'in takım elbisesinden. Evet o berbat kombinasyonu tüm takım giyiyordu.
Gökhan Güney denilince aklıma hemen, Cibona Zagrep deplasmanlarından birinde kafasına aldığı darbeyle ciddi bir sarsıntı geçirdiği ve maçı tamamlayamadığı geliyor. Maçı kaybetmiştik. (Oynasaydı da kaybederdik) O zamanlar da Cibona'yı deplasmanda pek yenemezdik. Gazetede dolandırıcılıktan tutuklandığına dair bir haber okumuştum en son. Belki sonra serbest bırakılmıştır. Belki iftiradır. Hiç bilmiyorum. Sadece son bilgim o. İftira varsa da zihnimde izi kalmış.
Naumoski'nin gömleğe özellikle dikkat! Makedon yerel motiflerinin tümü o gömlekte mevcut. Tamer Oyguç'un dediğine göre çok zevksizmiş. Zor düzeltmişler:)
Ekleme: Gökhan Güney, Mutlu Akü Selçuk Üniversitesi'nde yardımcı antrenörmüş. Öğrendim, aydınlandım.

7 Nisan 2009 Salı

Bir Telekom Maçı...


Haftanın en önemli maçını Pazartesi gününe koyma abukluğu yüzünden çok küçük bir grupla Ankara'da olabildik. Ben Düzce'den katıldım gruba. Ankaralı Efeslilerin sayısı yağmur ve Obama engelinden dolayı beklenenin altındaydı.

Maçtan önce otele gittik. Crowne Plaza Oteli çok ilginç bir yerde. Oteli uzaktan görüyorsunuz, yaklaşıyorsunuz ama ulaşamıyorsunuz. Etrafında attığımız 2 turdan sonra arabayı yaklaştırabildik. Daha önce GOP'taki otellerde kalırken bu sefer bu oteli seçmişler. Salona yakın.

Bizden önce gelen bir kaç Ankaralı arkadaşla lobide tanıştık. Hepsi iyi çocuklardı. Sonra 1'e 2'şer Efesli basketçiler inmeye başladı. Saat 4 buçuk civarındaydı ama pek çoğunun gözleri şiş. O saate kadar uyumuş gibiydiler. Lobide çok kakara kikiri bir durumları vardı. Ben Kerem Gönlüm'e başarılar diledikten sonra yerime dönüyordum ki arkamda Ankaralı Efesliler'in hazır beklediğini farkettim. Fotoğraf çektirmek için beni bekliyorlarmış. Benim sadece el sıkışıp geri dönmem de tuhaflarına gitmiş olabilir.

Lobide yöneticilerden biriyle sohbet ediyorduk. Maçın başında sıkarsak rahatlıkla vurur geçeriz. Yeterki maçı rölantiye almayalım diyordu. Açıkçası Ergin Ataman gibi maç öncesinde Türk Telekom'u favori gören beni, bu rahat, kendinden emin tavır çok şaşırttı. Oyuncuların kendinden eminlikle - lakaytlık arasında nerede olduğunu bilemediğim tavırlarına bu da eklenince maçı ciddiye almadıklarını düşündüm.

Efes Pilsen içerdeyken takım otobüsünün başında sürekli bir güvenlik görevlisi duruyordu. Aliağa Petim maçından ağızları yanmış olmalı.

Takım otobüsü salona doğru ilerlerken biz de arkalarına takıldık. bir kaç dakikada salondaydık.

Maçın başlamasıyla Efes ilsen camiasının rahat tavırlarının boş bir kibir olmadığını anladım. Maçın daha ilk bir kaç dakikasında sonucun ne olacağı belli oldu.

Telekom hiç bir karşılık vermedi. Efes Pilsen maça çok ciddi başladı ama genel olarak çok kötü bir rakibimiz vardı. Aslında karşılık vermek için bir kaç küçük fırsatı da oldu. Ama maçın bu kadar rahat olmasında Telekom'un bomboş 3'lükleri ve hatta bomboş smaç bile kaçırdığını aklımızdan çıkarmamamız lazım. Telekom bunları soksaydı da maçı kazanamazdı. Sadece yaklaşabilirdi.

3-4-5 numaralarda Efes zaten çok baskındı. Pota altını kararttı. Bu karartma hem uzunlar için hem de içeri dalan kısalar için geçerliydi. İçerde top kayıpları kötü kısa mesafeli atışlar ve kaçan basit turnikemsi şutlar vardı.

Peki Efes bu karartmayı ne pahasına yaptı? İşte maçın belki gözden kaçan ayrıntısı bu. Dış atışlarda gereğinden fazla boş şut imkanı verildi Telekom'a. Telekom atamadı o ayrı.. Serkan 4'te 0, Bekir 2'de 0, El Emin 7'de 2 (o 2 tane de maç çoktan bittiği son dönemde geldi) 3'lük salladılar. TT'nin kaçırdığı 14 3'lük'ten 11'i bu asıl şutörlerden geldi. Yani kötü oynadığı ve Efes'in genel olarak iyi oynadığı bu maçta Telekom'un maça ortak olamamasının nedeni bu atışların girmemesiydi. Play off'larda ne atarsa giren, sağlam 3lük performansı olan takımlarla oynama ihtimalinin olması bu harika galibiyete düşeceğim tek şerhin nedeni.

Bir kaç kelam da Sinan Güler için etmek istiyorum. Maç koptuktan sonra oyuna girdi diyemiycem. Çünkü maç çok erken koptu. Maçın sonları sayılabilecek bir dakikada girdi oyuna. Çok istekliydi. 1 asist ve 1 top çalma yaptı ve ikisi de tesadüf değildi. Klas hareketlerdi. Onun sahada olduğu zamanlar gerçekten çok değerli. Sonra 2 pozisyonda El Amin'i tutamadı. Ergin Hoca yine kızdı. Kenara aldı. Bence o kadar hata hakkı olmalı.

Maç erken koptu. O yüzden pek zevk aldığımı söyleyemem. Geçen haftaki Pınar Karşıyaka maçı bile daha eğlenceliydi. Böyle bir final malesef zevkli olmayacak. Umarım izlenme değeri daha yüksek olur diye play off ve final öncesi eşleşmelerin kaderiyle oynanmaz.

5 Nisan 2009 Pazar

Efes Pilsen 1998-99 kadrosu

Resim çok net değil ama bu sezondan elimde olan tek toplu fotoğraf bu.Önce kadroyu sayayım:

Ayaktakiler: Zoran Savic, Predrag Drobnjak, Tamer Oyguç, Nedim Dal, Hidayet Türkoğlu, Hüseyin Beşok

Oturanlar: Petar Naumoski, Volkan Aydın, Ufuk Sarıca, Ömer Onan, Mehmet Mumcuoğulları, Murat Evliyaoğlu, Alpay Öztaş

Sezon başı fotoğrafı bu. Fotoğraftan kısa süre sonra Tamer ve Alpay takımdan gönderildi.

Bu sezon önemli bir sezon çünkü Efes Pilsen bu sezon da Final 4'a giremeyince takımın büyük kısmını dağıtıp ilk defa gençleştieme operasyonuna girişti.

1992 sezonundan beri bir çekirdeğin etrafına monte edilen bir kaç oyuncudan oluşuyordu Efes Pilsen kadrosu. Bu çekirdek de Naumoski, Tamer, Ufuk, Volkan'dan ibaretti. Onlara uygun yabancılar alınırdı. (Asla yıldız yabancı alınmaması büyük hataydı.) Genelde altyapıdan, nadiren de başka takımlardan alınan Türk oyuncularla takım oluşturulurdu. Bu sene yıldız yabancılar alındı. Savic bir önceki senenin Final 4 MVP'siydi. Drobnjak yıldız sayılmasa da gelecek vaat eden Yugoslav oyuncu kontenjanından alınmıştı. Çekirdek kadro da en olgun zamanındaydı.

Lig Şampiyonluğu Tofaş'a kaptırıldı. Final 4 yine gelmedi. Ve o kadrodan tüm efsaneler, Naumoski dahil olmak üzere gönderildi. Ertesi sene ise sonuç Final 4'du

2 Nisan 2009 Perşembe

Efes - FBÜ Eşleşmesi Kehanetleri

Öncelikle söyleyeyim ki ben sezon sonunda Efes Pilsen - Türk Telekom finali bekliyorum. Ama güneşin batıdan doğacağını varsayarak hadi biraz manipülasyon yapayım. Olası bir Efes - FB Ülker eşleşmesinde sıkça göreceğiniz hareketler:

-Mirsad, Kerem Gönlüm'ü arkadan iter. Faul var mı? Tabiki yok:)

-Ömer Onan'ın ele dikkat. 1 sene boyunca adam Nicholas'ı hafif yollu çekiştirdi durdu. Sadece Ankara'daki Cumhurbaşkanlığı Kupası maçında faul almıştı. O kadar şaşırdı, o kadar şaşırdı ki şaşmalara doyamadı. Ağzından küfür pırtlayıverdi. Teknik faul almıştı. Smith'in kolları da çok çekecek Ömer'den. Ama faul çalınacağını pek zannetmem. Burda da çalınmamıştı zaten:)

-Efes'in sayı da atması lazım. Mirsad'ın eline dikkat diycem ama... Ya ben, ya neyse lan, bi şey demiyorum:)

Ukte için Önder Abi'ye teşekkürler..

Efes Pilsen'liler İspanya Maçında

Resmi sitede böyle haberlere pek yer verilmez. İşin magazinine de ihtiyacımız varmış. Önce güzel bi akşam yemeği. Sonra da A Milli futbol takımımızın İspanya maçı.. İmrendim. Bu arada arka sıradakilerin maçı izleyebildiğini zannetmiyorum. Efes Pilsen oyuncularının önümde ayakta beklediği hiç bir organizasonda olmak istemem. Paranla rezillik:)

Fotoğraf da haber de Efesbasket'ten.. Linke tıklayın yeter. Kopirayt falan olmasın. http://www.efesbasket.org/guncel/detail.aspx?SectionID=iEoeRr%2bnHqzp7mNkChjxqA%3d%3d&ContentID=O81WmaZlx5gg5E3yvNo9fg%3d%3d

Nu-Door Düzce Gençlik - Bornova Belediyesi Maçı

Nu-Door Düzce Gençlik ile Bornova Belediyesi'nin Düzce'de rövanş maçı vardı. Maç 58-76 bitti. Düzce'de Nu-Door'un fason üretimini yapan bir fabrika var. Onlar sponsor olmuş takıma.

Şehir küçük. Ortam zaten sıfır. Maç izleyeyim bari dedim. Biraz da eski oyuncumuz Alpay Öztaş'ı görürüm diye düşündüm. Alpay Öztaş'ı bilen bilir. Efes Pilsen'in Koraç'ı kazandığı sene kadrodaydı. Tamam oynamazdı ama kadrodaydı. 1998'de bir ayrıldı. Gidiş o gidiş. Genelde iyi olmayan takımlardaydı. Ama Ergin Ataman'ın kontenjanından Siena'da bile oynadı bir sene. En son Priştine'de bir takımda olduğunu duymuştum. Maşallah pek kilolanmış. Maçta da pek oynamadı zaten. Oynamaya niyeti varmış gibi de bakmıyordu etrafına. Hala neden basketbol oynuyor bilmiyorum. Sadece para için sanırım.(Gerçi PKSK'nın logosuna bile haciz koydurmuştu yanılmıyorsam.) Takımlarına bir şeyler veremese de adı ve özgeçmişi ona yeni takımlar bulmasını sağlıyor.

2 tanıdık yüz daha vardı Düzce Gençlik'te. Biri İsmet Hacıoğlu... GSCC'de ha şimdi yıldız oldu ha olacak derken bir şey olmayacağına karar verilip takımdan gönderilmişti. Bu maçta da hiç bir varlık gösteremedi. Bir de koç Behçet Üner. Kepez'in koçu ve bizim çok eski zamanlardaki koçlarımızdan Halil Üner'in kardeşi. BBL'de bir süre Beykoz'da da çalıştırıcılık yapmıştı.

İzmir'deki ilk maçın aksine maç çabuk gitti. İlk çeyreğin ortalarında girdim salona. İki takımın da şut sokamamasından kaynaklanan kafa kafaya gitme durumu vardı. Sonra Düzce Gençlik 22'ye sabitledi skorunu. Bornova farkı açtıkça açtı. Farkı kapatmak için 3'lük sallayıp durdular. Ama girmedi bir türlü. Seyircilerde de artık maç gitti havası oluştu. Ama son çeyrekte, tüm maç boyunca kaçan 3'lüklerden bir kaçı girince, Bornova'dan üst üste bir kaç top çalınca birden hava kazandılar ve maça ortak olma imkanları oldu. Fakat kritik anlarda boş 3'lükleri yine kaçırınca maç Bornova'da kaldı.

İtiraf edeyim maç boyunca NuDoor Düzce Gençlik'in kazanmasını istedim. Öncelikle kazanıp turu geçseydi izleyebileceğim ve vakit geçirebileceğim daha fazla maç olacaktı. İkincisi de olmaz ya gökten falan yardım alıp BBL'ye çıksalardı rahatça gidebileceğim yakın bir deplasman olacaktı. Yani tamamen pragmatik yaklaştım:)

Aslında dün 2 maç vardı. Akçakoca Poyraz da beklendiği gibi İTÜ'ye yenilerek elenmiş. 2 maç üst üsteydi ama ilk maç 4'te başladığı için benim gibi bir mesai mahkumunun, hele ki maç Efes Pilsen'in değilse izlemem mümkün değildi.
Salondan da bahsetmem gerekiyor. 1.200 kişilik küçük bir salon. Beykoz'un salonuna benziyor. 3 taraflı tribün var. Ama pota arkalarındaki tribünler az seyirci alıyor. Havalandırma yok sanırım. Varsa da işe yaramıyor. İçeri girdiğinizde ağır hava insanı boğuyor. Yani şartla basketbol oynamaya namüsait. Normalde salon dışında köfteciler ve atkı satanlar olur. Burda dışarda halka tatlı ve soyulmuş hıyar satanlar vardı. Buraya has bir şey olsa gerek:)

1 Nisan 2009 Çarşamba

Türk Telekom - Efes Pilsen maçı öncesi

Basketbol matbuatımızda bir durgunluk var. Benim de uzun değerlendirmeler yapmaya halim ve moralim el vermiyor. En azından geçmişe bir bakalım. Asla hatırlamayacağınız sayılarla kafaları karıştıralım.

Eskiden PTT olan şimdilerin Türk Telekom'uyla Efes Pilsen'in 51. karşılaşması. Bundan önceki maçlarda Efes Pilsen'in 41 galibiyetle farklı bir şekilde önde olduğunu görüyoruz.

Türk Telekom son 9 maçta 3 galibiyet alarak ortalamayı biraz düzeltti. Son 9 maçtan önce 10-0'lık bir seri var. Ondan da önce 2 galibiyet 2 mağlubiyet. Sonrasında 10-0'lık bir seri daha.

Efes Pilsen'in en farklı galibiyeti 20 Nisan 2002'de 90-44 ile 46 sayılık bir galibiyet. Telekom ise en farklı galibiyetini geçen sezon hem de İstanbul'da elde etti. Çok çok üstün bir oyunla David Blatt'in Efes'ini 71-86 yenmişti.

Bu sezon ilk maçı Efes Pilsen İstanbul'da 80-76 kazandı. Efes kazanırsa, bence gerçekleşecek olan Efes Pilsen - Türk Telekom finaline 1-0 önde başlayacak.

Efes Pilsen'le Türk Telekom'un en ilginç kapışmaları 1996-97 sezonunda yaşanmıştı. İşin ilginci Efes o zamanlar da Ayhan Şahenk'te oynuyordu. O zamanlar Türk Telekom PTT'nin başında Efes Pilsen2in şimdiki çalıştırıcısı Ergin Ataman vardı. 1. ligdeki ilk baş antrenörlük deneyiminde, ligde kayda değer bir başarısı olmayan Türk Telekom PTT'nin normal sezonu bu sene olduğu gibi Efes Pilsen'in ardından ikinci bitirmesini sağlamıştı. Sezon bitiminde ise takımını, kendini yetiştiren kulüp olan Efes Pilsen'in karşısına finale kadar getirmişti. 1-1 başlayan seride hiç maç kazanamamışlardı ama yine de kısıtlı kadrosuyla olağan üstü bir başarı kazanmıştı.

Maçtan yine 90lı yıllara döndüm. Kusuruma bakılmasın.