17 Nisan 2010 Cumartesi

Hatay


Haftasonunu Maraş'ta sıkılarak geçirmemek için Hatay'a geldim. Midibüsle ve düşündüğümden daha uzun sürede ulaşabildim buraya. 3 saat ve yorucu bir yolculuktan sonra ulaşabildim şehre.

Otele gitmek için taksiye atladım. Asi Nehri şehri ikiye bölmüş gibi akıyor. Nehrin kenarında yürüyüş yolları ve 20- 30 metrede bir nehre çıkıntı yapan platformların üzerinde banklar var. Yolun bir kısmında da inşaat devam ediyor. Güzel bir ortam oluşmuş.

Kaldığım otel eski bir konağın restorasyonu ile oluşturulmuş. 1903 tarihinde inşa edilmiş bir konak. 40'lı yıllardan 1975'e kadar da Adliye olarak kullanılmış. Şimdi konforu az, ama müzede konaklıyormuşsunuz izlenimi uyandıran bir yer. İnternet sitesi burda.

Gelmeden önce NTV'nin internet sitesinden Vedat Milor'un programının görüntülerine bakmıştım. Çünkü bir süredir Antakya ve Gaziantep'ten mekanlar gösterdiğini biliyorum. Son programda adeta aşkla anlattığı Sultan Sofrası diye daha çok Antakya mutfağı yemekleri yapılan bir lokantayı göstermişti. Otele eşyamı bırakır bırakmaz oraya gittim. Tavsiye ederim. Adamlar işinin ehli. Gerçi geç saat olduğundan çeşit azdı ama yarın öğle saatlerinde bir daha gitmeyi planlıyorum. İnternet sitesi burda. Yemekten sonra adet olduğu üzere künefe yemeye gittim. Künfeyi çok seven biri olarak söylemeliyimki, eğer yediğim şey gerçekten künefeyse şimdiye kadar İstanbul ve diğer künefe diye çok fena kandırılmışız. Başka da bir şey söylemiyorum

Asi nehrinin dışında Harbiye'ye gittim. Güzel yer. İnternetten biraz bakındığında zaten insanın hoşuna gideceği anlaşılıyor. Ayrıca mozaik müzesi muhteşem. Gaziantep'te Zeugma mozaiklerini de görmüştüm. Ama burdaki çeşitlilik olağanüstü.

Aslında benden başka kimsenin merak etmeyeceği bu ayrıntıları da neden yazıyorum bilmiyorum. Biraz yoruldum sabahtan beri. Bir de gittiğim yerlerden fotoğraftan başka iz kalması hoşuma gidiyor. Ayrıca Efes formam yine yanımda. Bu sefer kahvaltıya o formayla indim. Tuhaf bakışlara maruz kaldım:)

15 Nisan 2010 Perşembe

Turist Ömer Roma'da

Bir elimde cımbız bir elimde ayna umurumda mı dünya demiş Orhan Veli. Roma'da alınan hezimet niteliğindeki mağlubiyetten sonra İstanbul uçağı geç saatte olduğundan Roma sokaklarında turlayıp Kolezyum'u gezmiş Efesli oyuncular. İşte Kolezyum, Rakocevic ve Nachbar:

14 Nisan 2010 Çarşamba

Çukurova

Çukurova'nın 91-92 kadrosu olmalı. Murat Evliyaoğlu'nu saçlı, İhsan Bayülken'i bıyıklı görmek değişik bir durum. Bir de 16 numaralı tişörtü giyen bıyıklı amca hala Mersin'in masörü mü malzemecisi mi bilmiyorum ama bençte devam ediyor. Ömer Büyükaycan'ın son senelerine yetiştim ama Emir Turam'ı hiç canlı izleyemediğim için şanssız hissederim kendimi.

13 Nisan 2010 Salı

Euroleague Kahramanmaraş'ta


Euroleague'in kendisi olmasa bile logosu Kahramanmaraş'ta. Euroleague maçları izleyen hane veya işyeri sayısının kısıtlı olmasına güvenip rahatlıkla kullanmışlar logoyu. Aslında bu kadar rahat olmakta haksız da sayılmazlar. Kimin dikkatini çekerki..

Metro Sürücü Kursu bu logo arakçılığına imzasını atmış. Euroleague'in adeta ebru sanatıyla yapılmış E'sini yan çevirdin mi, al sana Metro Sürücü Kursu'nun M'si. Hem de sanki bizden bir logo gibi. Hiç Avrupai çağrışımlar yapmıyor.

Arabayı daha önce görmüştüm. Bugün de görüp cep telefonumla fotoğrafını çektim. Henüz bilgisayara indiremediğimden internetteki fotoğrafları yayınlıyorum. Fotoğraftaki Euroleague logolu araçlar hala kullanımda.

Euroleague'in haklarını burda savunacak bir kurum varsa harekete geçmeli.

Sonunda ben de yazdım: Efeslilerblog özel haberi :)

12 Nisan 2010 Pazartesi

Play off Başlasın Artık

Ligin ikinci yarısındaki istisnasız bütün önemli karşılaşmalar Top 16 maçlarının arasına sıkışmıştı. O dönemden başarısız olarak geçti Efes Pilsen. Şimdi Euroleague'de başkalarına imrenerek bakıyoruz. Ligde sürekli fark atarak kazanıyor. O açıdan Beko basketbol Ligi'nin de tadı kaçtı. Bir an önce play offlar başlasa da keyifle maç izlesek.

9 Nisan 2010 Cuma

Naumoski, Mulaömerovic ve Diğerleri


Efes Pilsen'in, yakından bildiğim 1993 ve sonrasındaki en önemli oyun kurucusu Petar Naumoski. Ve bence Efes Pilsen'in en önemli ikinci oyun kurucusu Damir Mulaömerovic... Hüseyin Beşok ve Mirsad Türkcan'a selamlar. Alihodzic de bonus..

Antep'te Yuvalama


Kırk yılın başı futbol maçına gideceğim tuttu. Hazır Antep'teyken Gaziantepspor - Manisaspor maçına gideyim dedim. Kamil Ocak Stadı şehrin göbeğinde. Konum itibariyle Ankara 19 Mayıs Stadı'nı hatırlatıyor. Benim otelim de stada nerdeyse bir taş atım mesafede. Ama ses falan yok. Sadece stadın ışıklarının açık olduğunu gördüm. Genelde böyle maçlarda bir kalabalık vardır. Sürüye uyduğunda seni girişe kadar götürür. Stad etrafında çok az sayıda Gaziantepspor'lu vardı. Stadın dibinde olmama rağmen içerden ses gelmemesi ilginç geldi. Sonra bir özel güvenlikçiye nerden bilet alabileceğimi sordum. Ve o an bomba cevabımı aldım: "Maç seyircisiz oynanıyor."

Kös kös geri dönerken bari yemek yiyeyim dedim. Stadın çok yakınında Aşina diye bir mekan var. Ağırlıklı olarak Antep yemekleri sunuyorlar. Hemen içli köfte ile yuvalama söyledim. İçli köfte sıradandı ama yuvalama muhteşemdi. Buralara gelenler için şiddetle tavsiye ederim. Aşina'nın internet sitesine burdan ulaşabilirsiniz.

Antep baklava şehri aslında. Yuvalama, analı kızlı ve alaca çorba konusunda Aşina iyi olsa da daha önceden yediğim için biliyorum, baklava ve türevlerinde o kadar iyi değiller. Baklava için şu an nirvana noktası hala İmam Çağdaş. Onu da öğle yemeğinden sonra ziyaret etmiştim.

Maraş'tan sonra Antep muhteşem bir şehirmiş gibi görünüyor. Dondurma dondurma da bir yere kadar..

Yanıma neden aldım bilmiyorum ama Efes formam hala çantamda. Nerde olursak olalım Efes über Alles diyerek mevzuyu alakasız bir şekilde Efes'le bitireyim:)