euroleague etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
euroleague etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2012 Çarşamba

Efes - GSMP Maçı Öncesi


İki Türk takımının Euroleague'de böyle üst seviyede karşılaşması gurur verici. İnşallah iki takım final 4'da da karşılaşırlar. Efes'in Avrupa kupalarında bir Türk takımı ile ilk defa değil. Daha önce Fenerbahçe, Ülker ve Telekom'la karşılaşmıştı. Galatasaray 4. takım olacak.

Biraz maçı değerlendireyim.

Pikenrol'leri en iyi uygulayan takımlardan biri GSMP. Belki de en etkili silahları bu. Bizim zayıf noktalarımızdan biri de bu. İçeri devrilenlere karşı iyi kapanmamız lazım. Göreceksiniz sürekli içeri dalıp veya potaya paralel koşular yapıp uygun pozisyonda uzunu bulmaya çalışacaklar.

Uzun rotasyonumuz GSMP'den çok daha iyi. Ligdeki maçı bize getiren, Zaza'nın olmadığı dönemlerdi. Yine de olağan dışı bir hücum ribaundu performansları var. Rakip pota altındaki topları toplamayı iyi beceriyorlar. Ben GSMP maçlarında sıklıkla içeriye daldıktan sonra uzuna verilen toplarda pota altında kaçan ilk atıştan sonra alınan ikinci topları aldıklarını hatırlıyorum. Hem içeri dalmalara hem de uzuna verildikten sonra potadan dönen toplara çok dikkat etmemiz gerekecek.

GSMP çok fazla top kaybı ile oynuyor. Ligin üçüncüsü konumunda. Biz ise ligin en fazla top çalan takımlarındanız. Bu avantajımızı dönemsel baskılarla kullanmamız lazım. Bloklarımızla da fark yaratıyoruz. GSMP blok tehditi çok fazla olan bir takım değil. Savunmamızın daha iyi olduğunu göstermemiz lazım.Ligde yediğimiz 61 sayı da GSMP'ye karşı savnma üstünlüğümüzü gösteriyor.

Tabi çok sayıda GS'li ile birlikte maç izleyeceğimizi de unutmamamız lazım. Elimiz boğazımız yettiğince tezahürat etmemiz lazım. Haydi Efes...

14 Ekim 2011 Cuma

Euroleague Fantazi Çelınç

bwin Euroleague Fantasy Challange'de efesliler ligini kurdum katılmak isteyenler için adres bu şifre efespilsen

23 Ocak 2011 Pazar

Siena maçı sonrası, Partizan maçı öncesi

Eve bir süreliğine bilgisayar ve internet geldi.. Elimden geldiğince bir şeyler karalamaya çalışacağım.

Siena maçı bittiğinde en ufak bir sevinç hissetmedim. Sadece kaybetmemiş olmanın rahatlığı vardı o kadar.. Kazanılan hiç bir maçı kopartamamamın, zaman zaman çok ileri çıkıldığında bile rakibin geri geleceğini bilmenin stresi maçtan alınan keyfi azaltıyor. Maç yine son topa geldi.. Zizis yıllar önce AEK'da yaptığı şeyi, yani son saniyede imkansız üçlükle kazanmayı bu kez beceremedi. Ama bu Efes'in başarısı değil Siena'nın başarısızlığı idi. Mesela geçen sene Unicaja'nın sayesinde top 16'ya çıktığımızda ne kadar kötü hissetmişsem, Siena galibiyeti ile de aynı şeyi hissettim. Maça doluşmuş ilköğretim bebelerinin dışında gerçek izleyiciler, taraftarlar da benim gibi maç bitiminde sinirli idi.

Ayrıca, sadece 2 farklı galibiyetin top 16 sonunda ne kadar yetersiz olacağını da göreceğiz..

Maçta neler gördük?

Rakocevic'in ne kadar önemli bir hücum gücü olduğunu, ve savunmada tamamen etkisiz hiç bir işe yaramaz bir oyuncu olduğunu gördük. Sürekli adamını kaçırdı. Sıklıkla perdelere takıldı. Hücum oyuncularının her temasında geri kaçtı. Sert duramadı. Attığından daha fazlasını tuttuğu adamlardan yedi Efes Pilsen. Ama artık alıştık sayılır. Maç sırasında çok kızsak da artık diyecek bir şey yok. Eldeki ürün bu.

Efes Pilsen pota altında uzunların yaptığı savunmasında sorun yaşamaya devam ediyor. Ama bu eksikliği kapamak için forvetlerin üst düzey yardımlaşması da devam ediyor. Pota altına inen toplar, ister Vujcic olsun ister olmasın çembere rahatlıkla ulaşıyor. Maçın özellikle ilk bölümlerinde Rakovic, sonra da inanılmaz etkili oldu. Efes Pilsen forvetleri devreye girdikçe, 5 numara oynayanlar iyi savunmacı olmasa da 3 ve 4 numarların etkisi çok büyük bir eksikliği gideriyor.

Bunların dışında, Efes Pilsen'in kazanma isteği, mücadele gücü, kısa oyunculara yapılan baskısı ve bu baskıyı faulsüz yapması çok olumluydu.

Şimdi önümüzde Partizan maçı var. Partizan maçı hakkında da konuşuruz. Ama öncelikle şunu söyleyeyim: Tüm takımın birbirine bulaştırdığı hastalığın etkisinden kurtulmaları durumunda maçın favorisi Efes Pilsen

26 Ekim 2010 Salı

Pamesa Valencia

Efes Pilsen yarın Valencia takımıyla oynayacak. Valencia yeni kurulmuş bir takım. Tam tarihi hatırlayamasam da kuruluşu 2000'lerin başı olmalı.. Yine de bu kısa süreye Avrupa'nın alt seviye kupalarını sığdırdı.

Efes Pilsen daha önce bir kez Valencia ile eşleşmişti. O zamanlar adı Power Electronics değil Pamesa Valencia idi. İki maç oynanmıştı. Her iki maçı da ev sahibi takımlar kazanmıştı. İstatistikler burda ve burda. Valencia'nın kadrosunda iki kişi dikkat çekiyor. Biri eski oyuncumuz Marko Popovic. Diğeri ise bu sene nerdeyse Efes'e gelecek olan Fabricio Oberto...

Efes'in kazandığı maçdan arşivimdeki fotoğraflar..



13 Nisan 2010 Salı

Euroleague Kahramanmaraş'ta


Euroleague'in kendisi olmasa bile logosu Kahramanmaraş'ta. Euroleague maçları izleyen hane veya işyeri sayısının kısıtlı olmasına güvenip rahatlıkla kullanmışlar logoyu. Aslında bu kadar rahat olmakta haksız da sayılmazlar. Kimin dikkatini çekerki..

Metro Sürücü Kursu bu logo arakçılığına imzasını atmış. Euroleague'in adeta ebru sanatıyla yapılmış E'sini yan çevirdin mi, al sana Metro Sürücü Kursu'nun M'si. Hem de sanki bizden bir logo gibi. Hiç Avrupai çağrışımlar yapmıyor.

Arabayı daha önce görmüştüm. Bugün de görüp cep telefonumla fotoğrafını çektim. Henüz bilgisayara indiremediğimden internetteki fotoğrafları yayınlıyorum. Fotoğraftaki Euroleague logolu araçlar hala kullanımda.

Euroleague'in haklarını burda savunacak bir kurum varsa harekete geçmeli.

Sonunda ben de yazdım: Efeslilerblog özel haberi :)

12 Mart 2010 Cuma

Aynı Tarife


İstanbul'daki o muhteşem ve lanetli Panathinaikos galibiyetinden sonra başladı her şey. Ondan sonraki 31 maçta 21 mağlubiyet... Bu sene 16 maçta 10 mağlubiyet. Artık maç kaybetmekten karnıma kramplar giriyor. Artık Efes Pilsen'in maç kazanması olağan dışı bir durum oldu. Efes çıkar mücadele eder ve kaybeder. Kazandığında çok seviniriz. Çünkü normal olan kaybetmesidir. Son 2,5 senenin tek gerçeği budur. Bu eziyeti ve rezilliği bize yaşatanlara teşekkür ederim..

28 Ocak 2010 Perşembe

Yine Hayal Kırıklığı (26'da 18 kez)

Çok fazla şey söylemeye güç bulamadığım bir maç.

"Yeterki böyle mücadele edin. Kazanmasanız da olur." klişesi vardır. Çoğu zaman doğrudur. İnsan inanarak söyler ama genelde kazanılan ve mücadele edilen maçlardan sonra söylenir. Kaybedilen maçlardan sonra bunu söylemek, takımının hakkını vermek kolay değildir. Neticede galibiyet istersin.

Bu maç da böyle oldu. Normal sezon maçlarının pek çoğunda, çok da kötü oynamadan kaybettik. Bu mücadeleyi gösterin yeter dedik ama artık bunu söylemek de zorlaşmaya başladı. Artık kötü oyun da olsa iyi skor bekliyorum. Çünkü sürekli yeniliyoruz. Efes Pilsen'in kazanması olağandışı oldu son 2-3 yılda. Sürekli mağlup ayrılıyoruz sahadan. Daha önce verdiğim bir istatistiği güncelleyeyim. David Blatt'li senede İstanbul'da Pao'yu sürklase ettiğimiz maçtan sonra düşüş başladı. O maçtan sonraki 26 maçta tam 18 kez Efes Pilsen mağlup oldu. 26 maçta 18 mağlubiyet. Bu rezil tablo uzun bir süre de değişmeyecek gibi görünüyor. Gerek İstanbul'da gerekse de televizyon başında izlediğimiz deplasman maçlarından mütemadiyen mağlup ayrılmak beni iyice yıpratmaya başladı.

Başta söylediğim gibi maç üzerine söylenecek çok fazla şey yok. Maç sonuna doğru skor 67-67 iken kazanacağımızı düşünmüştüm. Yine olmadı. Yine hayal kırıklığı...
Ve ayrıca toplam maliyetleri Beko Basketbol Ligi'ndeki bir kaç takımdan daha fazla olan Rrakocevic ve Nachbar transferlerinin bile birilerinin kellesinin gitmesi için yeterli olması lazım.

22 Ocak 2010 Cuma

Top 16 Programı Belli Oluyor

Euroleague, Top 16'nın maç programını oluşturmaya başladı. İlk 3 haftanın programı belli oldu. Efes Pilsen'in maçları şöyle:

27 Ocak Çarşamba, TSİ 21.45 : Real Madrid - Efes Pilsen:
3 Şubat Çarşamba, TSİ 20.15: Efes Pilsen - Montepaschi Siena
11 Şubat Perşembe, TSİ 21.00: Maccabi Tel Aviv - Efes Pilsen

Tüm programa burdan ulaşılabilir.

14 Ocak 2010 Perşembe

Efes Pilsen Başarısızdır

Dün akşam ile ilgili teşekkürü hakeden sadece Unicaja Malaga'dır. Dürüst ve inançlı bir şekilde mücadele ettiler. Son hücumda Rytas şut kullanma imkanı bulsa belki maçı kaybedeceklerdi. Ama mücadelelerinden dolayı Unicaja'ya ve özellikle Omar Cook'a teşekkür ederim.

Efes Pilsen'in Fransa'daki maçı ile ilgili konuşacak çok fazla şey yok. Beko Basketbol Ligi'nde 4 ve 8. sıralar arasında olabilecek bir takım. İstanbul'da pek zorlanmamıştı Efes Pilsen. Fransa'da daha da kolay kazandı. 9 yıldır devam eden Fransa'da kaybetmeme geleneği bozulmadı.

Efes Pilsen'e ne düşüyor bu durumda? Efes Pilsen başarısızdır. Ergin Ataman başarısızdır. Çok büyük meblağlara oynayan oyuncular ne yazıkki istenen performansı gösterememişlerdir. Önümüzde dağ gibi duran bu başarısızlığı Rytas'ın son hücumu değerlendirememesinden kaynaklanan bir Top 16 unutturamaz. Ama Allah'ın bir lutfu ile başarısızlığı unutturacak bir imkanı var Efes Pilsen'in. Şimdi çıkar bu durumdan sonra Top 16'yı aşamazsa yine başarısızdır. Sonrası için ise duruma göre bakılır. Başarı çıtasını yüksek tutmamın nedeni de Ergin Ataman'dır. İstediği her oyuncu alındı. Euroleague'in en yüksek bir kaç bütçesini yönetti. Ve sene başında "Hedefimiz Euroleague şampiyonluğudur." dedi. Madem öyle al sana fırsat...

17 Aralık 2009 Perşembe

Unicaja Malaga Maçı

Çok maçlar kaybedildi. Umudumuz kırıldı. Şimdi yeni bir başlangıç zamanı. Bu grup daha çok su kaldırır. Belki Unicaja Malaga bir maç daha kaybeder de bizimle puanları eşitlenir. O yüzden iki şey istiyorum, ümit ediyorum. 5+ farkla galibiyet olsun. Dusan Cantekin maçın yıldızı olsun.
Maça ilişkin iki not vereyim.
Birincisi: Unicaja kendi taraftarıyla gelmiş. 40 kişi bu akşam Ayhan Şahenk'te olacak. Evlerine dönünce salonu nasıl anlatırlar merak ediyorum
İkincisi: Efes Pilsen Malaga'ya giderken aktara aktara zor ulaşmışdı . Adamlar ayarlamış charter seferini doğrudan uçmuş İstanbul'a. Yoldan tasarruf etmişler.
İki not demiştim ama ekleyeyim. Salon dolu olacak. Tüm biletler bitti. Maç kapalı gişe. Efesliler'den Fahir'den aldığım bilgilere göre davul korna organizasyonu da tamam. Onlar deplasmanda bizim potaya Hazreti İsa'nın fotoğrafını bile astılar dualar eşliğinde. Ben de bi fatiha göndermeyi planlıyorum:)

8 Aralık 2009 Salı

Efes - Partizan ve Ev Sahipliği Avantajı

Önceki yazımda da söylediğim gibi eski Yugoslavya topraklarında maç yapmayı sevmiyorum. O kadar genç, tecrübesiz oyuncular kendi sahalarında şahlanabiliyorlar. Cibona Zagrep, Partizan gibi takımları İstanbul'da yenmek ne kadar kolay oluyorsa kendi salonlarında yenmek de bir o kadar zor oluyor.

Rakip Partizan.. Efes İstanbul'da Partizan'ı yenerken çok zorlanmadı. Ama o maç Belgrad'daki maç için ölçü olmayacaktır. Takımların mevcut durumundan ziyade tarihi veriler bunu gösteriyor.

Efes Pilsen ile Partizan şimdiye kadar 11 kez karşılaşmışlar. Bu maçlarda Efes Pilsen'in 6-5 üstünlüğü var.

Herkes evinde kral. Efes Pilsen Partizan'la deplasmanda 5 maç oynamış. Sadece 1 galibiyet elde edebilmiş. (O maç da Semih Erden'in Partizan'da oynadığı sezona denk geliyor. İlginçtir Efes Pilsen'in Partizan'ı içerde dışarda yendiği tek sezon Semih'in oynadığı dönem.) Efes İstanbul'da oynadığı 6 maçta ise sadece 1 kez rakibine kaybetmiş. Kısacası ev sahibi olma avantajını iki takım da sonuna kadar kullanmış.

4 Aralık 2009 Cuma

Danyeeeeelll Danyeeeeelll

Maçın sonu tribünlerde hep bu ses vardı. Efes Pilsen'e gelmesini çok uzun yıllardır istediğm Santiago kariyerinin en son deminde Efes Pilsen formasını giydi. Buna başından beri en çok sevinen kişi bendim. Gerçi şimdiye kadarki performansı ile hayal kırıklığıydı. Ben de acaba gitse de yerine bir 4 numara mı alınsa diye düşünmedim değil. Hatta bugünkü duruma rağmen hala olabilir gibi geliyor. Ama şimdilik bu harika performansın tadını çıkarmak gerekiyor.

İlk yarıda işler pek iyi gitmedi. Serbest atış yüzdesi dışında her istatistikte Rytas üstündü. Efes içeriye top indiremediği için dış atışa yöneldiler. Dış şutlar da girmeyip savunma de aşağı inince ilk yarının sonunda bir seri yedi Efes. 16-5'lik bu seri bizlerin moralini bozdu açıkçası. Boş atışlar da buldu aslında takım. Ama girmedi. 11'de 2 üçlük performansı vardı ama bu atışların pek çoğu doğru pozisyonlardaydı. Dış atışa bağımlılığın kötü yanını bir kez daha gözlemlemiş olduk.

İkinci yarıya yine savunma gayreti ile başladılar. Daha doğrusu ikinci çeyreğe başladıkları gibi başladılar. Ama Rytas gerçekten ekstra işler yapınca farkını korudu biraz daha açtı.

Daha sonra işlerin Efes lehine gitmesi için gerekli olan şans devreye girdi. Kaya'nın bence haksız olarak verilen 4. faulü Santiago'nun oyuna girmesini sağladı. Eğer Kaya faul problemine girmese muhtemelen maçın kalanının tamamında tek başına sahada olacaktı. Bir diğer şans faktörü de Rytas uzunlarından birinin oyundan atılması oldı. Diskalifiye edilmiş sanırım. Pozisyonu göremedim Sahadan çıkarken ne oldu diye arkadaşlarıma sorduğumda atıldığını söylediler. Rytas'ın zaten zayıf olan pota altı iyice zayıfladı. Bu durum Efes Pilsen'in pota altına top indirme konusunda ısrarcı olmasına neden oldu. Eğer olmasaydı Efes dış şut sokarak maçı kazanmaya çalışacaktı. Ama Efes ısrarla topu pota altına, Santiago'ya indirdi. Daniel de coştukça coştu. Santiago kısa kısa da olsa hücum performansını daha önce de göstermişti aslıında ama dün akşam resital sundu. Daha önemlisi Efes Pilsen'e geldiğinden bu yana ilk defa savunmada etkili oldu. Rakibi için korku unsuru haline geldi. Normalde Efes pota altı sertliğini Kaya arttırırken dün akşam ilk kez Santiago yaptı bu vazifeyi.

Maç sonunda istatistik kağıdını elime aldığımda Santiago'nun performansından hemen sonra seyirci sayısına baktım. 2.500 yazmışlar. Biraz abartılı geldi. Ayhan Şahenk'in genel kapasitesi dikkate alındığında 2.000 sayısı daha makul olurdu gibi geliyor. İlk iç saha maçında 7-8 bin kişi vardı Abdi İpekçi'de. Bu rakamın yarısı bile gelse Şahenk dolardı. Galatasaray'ın futbol maçının olması da etkili olmuş olabilir.

Maç bitiminde çok sevindik. Eve gidince bu durum da bende bir burukluk yarattı. Daha David Blatt öncesi döneme kadar bu maçlar nasılsa alınacak maçlardı. Efes Pilsen Avrupa devlerini içerde dışarda devirirdi. Şimdi bu maça bile tereddütle başladık. Kazandığımızda çok mutlu olduk. Efes Pilsen'in son 2-3 senede kaybettiği en önemli özelliği kazanma alışkanlığıydı. Umarım bu alışkanlığı geri kazanabilirler.

8+ fark diyordum maçtan önce. Rytas ile aynı puan durumunda olma ihtimaline binaen söylüyordum tabiki. Fakat Partizan hesapta yoktu. Deplasmanda Malaga'yı yenmeleri hem işleri karıştırdı, hem gıpta ettirdi hem de deplasmanda oynanacak Partizan maçı için endişe etmeme neden oldu. İkili averajların hesabını yaparken şimdi 3lü averaj oldu. Efes Pilsen'in bu 15 sayılık galibiyeti 3'lü averaj için çok yararlı oldu. Ve şu anki durumda Efes'i yukarı taşıdı. Peki 4'lü averaj da neden olmasın? Olympiakos bu 3 takımın sadece 1 galibiyet üstünde.

Yazımı bir kaç Santiago fotoğrafı ile tamamlayayım:






2 Aralık 2009 Çarşamba

Lietuvas Rytas Maçına Doğru

İlk hafta alınan mağlubiyetin bir iş kazası olduğunu düşünüyorum. Kenar yönetiminin iyi hazırlanmadığı, oyuncuların da nasıl olsa kazanırız diye düşündüğü maçı çok kötü bir şekilde kaybetmişti Efes Pilsen. Rytas kadrosunda yer alan ve pek çoğu ilk defa Euroleague'de boy gösteren genç oyuncular boylarının ölçüsünü bilerek oynadılar. Bu iki manada böyleydi. Mecazi olarak kendilerini bildiler. Efesliler gibi havaya girmediler. (Zaten havaya girecek bir durumları da yoktu.) Bu üst düzey mücadeleleri sayesinde muhtelif istatistik seçeneğinde sezonun ve kariyerlerinin en yüksek rakamlarına Efes Pilsen karşısında ulaştılar. Gerçek anlamda da boylarına göre oynadılar. Euroleague ölçüsünde kısa bir takım olan Lietuvas Rytas içeriye top indirilmemesi için o kadar çok gayret gösterdi ki Efes oyun planını bozdu. Rakibini dış şutlara mahkum etti. Dış şutlar girmedikçe de farkı açtı.

Bu maçta da Litvanya cephesinde değişen çok fazla şey olmayacaktır. Üst düzey mücadele göreceğimizden eminim. Rakip koçun bu maçtan önceki açıklamaları da bu yönde. Rytas'ın koçu Rimas Kurtinaitis, "Çok fazla sayıda stratejimiz yok. Çünkü takımımız genç. Eğer oyuncularımız içerde ve dışarda tüm güçlerini verirlerse ve tüm oyunculardan katkı alabilirsek kazanabiliriz." demiş. Ortalama laflar gibi görünüyor ama değil. Gerçekten durum bu. Popovic dışında yıldız diye nitelendirebileceğim, takımımımda keşke olsa diyebileceğim oyuncuları yok. Ama Litvanya'daki maçta gördük ki bu gençler maçı gerçekten isterse ve mücadele ederse Efes'i sürklase edebiliyorlar.

Rytas, Litvanya liginde bu hafta maç yapmamış. Bir önceki hafta Zalgris'e deplasmanda yenilerek tek mağlubiyetlerini almışlar. Ama bu haftaları boş geçmemiş. Baltık Ligi'nde Estonya temsilcisi kalev diye bir takımı 97-74 yenmişler. İstatistikleri burda. Maçın yıldızı Babrauskas olmuş. Bizim maçta pek ortada görünmeyenlerdendi. Popovic'in 9 asisti de dikkate değer. Zaten ilk maçtaki 10 asisti de onun Euroleague'deki kariyer rekoruydu.

Rytas'ın Baltık Ligi'ndeki bu maçı çok fazla şey ifade etmez bize. Neticede Estonya takımıyla kendi evinde oynadığı kolay bir maç. Ama istatistik kağıdında dikkat edilmesi gereken bir husus var. O da ribaundlar. Bu basit takıma karşı bile ribaundlarda üstünlük kuramamışlar. 36-35 öndeler. Hücum ribaundları 12-12 eşit. Rakip gerçekten pota altında sorun yaşayabilir. Efes Pilsen bu sezonki pek çok maçta olduğu gibi Rytas maçında da ribaundlarda ezilmişti. Bunun nedeni Rytas'ın ribaund konusunda çok etkili uzunlarının olmasından değil kısaların ribaundlara inanılmaz katkı vermesi idi. Toplam 9 oyuncu 2 ve üzeri ribaund almıştı. Efes Pilsen uzunlarının, süre bulabildikleri oranda yarınki maçta ribaund toplaması gerekiyor. Süre bulabildikleri oranda diyorum çünkü Ergin Ataman 4 kısaya dönmek için Kaya Peker veya Kasun-Santiago ikilisinden birinin top kaybetmesini beklediğinden dolayı süreleri azalabilir, azalacaktır. Bu anlarda da Efes kısalarının, rakip kısa oyuncuların ribaund gayretini bilerek potadan dönen toplar için azami gayret göstermeleri gerekiyor.

Sözler uzar.. Ama hedef 8+

26 Kasım 2009 Perşembe

Efes Pilsen ve Nachbar Ayhan Şahenk'e Dönüyor

Efes Pilsen 7 Kasım 2001'den sonra tekrar Ayhan Şahenk'te Avrupa Kupası maçına çıkacak. 8 yıldan fazla olmuş. Efes Pilsen, Euroleague 2001-02 sezonu 5. haftasında Unicaja Malaga le oynayıp sezonun kalan maçları için Abdi İpekçi'ye geçmişti.

Unicaja Malaga ile oynanan son maçta kadroda olan Kerem Tunçeri, Kaya Peker ve o gün sahaya girmese de Ender Arslan bugün yine kadroda. İstikrar bu olmalı. Ayrıca o günkü oyuncularda Alper Yılmaz da menajer olarak bençte yer alacak.

Ancak ilginç bir durum daha var. Bugün Efes Pilsen kadrosunda yer alan oyunculardan Ayhan Şahenk'te Euroleague maçına çıkmış olan sadece onlar değil. Bir kişi daha var: Bostjan Nachbar

O sezon, yani 2001-02 sezonunun 2. haftasında Efes Pilsen Benetton ile karşılaşmıştı. Bazı sorunlardan dolayı televizyondan yayınlanmayan bir maçtı. Efes o maçı zorlanmadan kazanmıştı. Maçın yayını olmadığından izleyebilen şanslı 3bin kişiden biriydi. Bostjan Nachbar da o gün Benetton formasıyla Ayhan Şahenk Spor Salonu'nda sahadaydı. Stombergas ve Mehmet Okur'un karartması altında hiç bir varlık gösterememişti. Kendisi hatırlar mı bilemem ama 8 yıl önce rakip formayla gördüğüm oyuncuyu yine Ayhan Şahenk'te bir Euroleague maçında izlemek benim için güzel bir nostalji olacak.

25 Kasım 2009 Çarşamba

Efes Pilsen - Entente Orleanaise maçı öncesi

Daha önce Efes Pilsen'in grubunda elemelerden gelecek takımın Belçika şampiyonu Spirou Basket olacağını ama ilk turu Entente Orleanaise'in geçmesi halinde Fransız takımının çıkacağını, Benetton'a da Ventspils'e de şans vermediğimi yazmıştım. Spirou Basket, yani Şarlerua beni hayal kırıklığına uğrattı. Ama en azından plase olarak söylediğim takımı tutturdum. (zaten %50 şansım vardı.) İkinci turda da Benetton'u geçerek Euroleague'e kaldı.

Adının nasıl okunduğundan bile emin olmadığım bu Fransız takımını pek tanıdığımı söyleyemem. Geçen sene Fransa Ligi play off finalisti ve normal sezon 2.si olarak Euroleague elemelerine katılma hakkı kazanmış.

Bu sene kendi liginde 8 maçta sadece 3 galibiyeti var. Son 3 maçını kaybetti. Euroleague'de de 4 maçının tamamını kaybetti. Yani son 7 maçında hiç galibiyeti yok. Bu seriyi çevirmek isteyeceklerdir.

Takımla ilgili beni tek heyecanlandıran şey Marko Milic'i tekrar izleyecek olmamızdı. Fenerbahçe'nin kurduğu Rauf'lu, Tabak'lı kadroda o da vardı. Pota kırdığını da unutmuyoruz. Gerçi geçen sene Fenerbahçe Ülker maçı için Union Olimpija ile gelmişti ama o sayılmaz. Bu sene sonradan katıldığı Fransız takımından ne yazıkki erken gönderildi.

Kadrosunda tanıdığım kimse var mı diye baktım. Sadece Laurent ismi biraz aşinalık yarattı. Biraz araştırınca Fransız milli takımında forma giydiği dönemde karşılaştığımızı gördüm. Başka da hiç bir oyuncusunu tanımıyorum.

Rakibin bu seneki performansını dikkate aldığımızda Efes Pilsen'in vurup geçmesi gereken bir maç. Karşımızdaki takım rakip bile olamayacak bir ekip ama son 2 senelik performansı ile Euroleague'de Efes Pilsen en ufak bir güven vermiyor. Umarım yarınki maçta bir sürpriz daha yaşamayız.

24 Kasım 2009 Salı

Efes Pilsen Avrupa'da Başarısız

David Blatt'li kadro İstanbul'da Panathinaikos'u darmaduman etmişti. Gerçi maç 10 sayı farkla bitmişti ama fark sadece maçın sonuna doğru takımın maçı rölantiye almasından azalmıştı. Efes Pilsen rakibini sürklase etmişti. Benim izlediğim en rahat Pao galibiyetiydi.

O maç Efes Pilsen'in rakiplerine üstünlüğü sürekli olarak kabul ettirdiği döneme denk geliyor. O maçtan sonra Efes Pilsen serbest düşüşte. 2 seneye yaklaşan süredir Efes Pilsen Avrupa Ligi'nde nerdeyse sürekli kaybediyor. Meseleyi sayıya vurayım. Efes Pilsen Pao'yu İstanbul'da yendiği 13 Şubat 2008'den bu yana 19 Avrupa Kupası maçı yaptı. Bunlarda galibiyet sayısı sadece 5. 19 maçın 14'ünü kaybetti. Galibiyetlerin 2'si Partizan'a, 2'si AJ Milano'ya biri de Panionios'a karşı.

Efes Pilsen'in bu rezil performansının, yatırımın en yukarı çıktığı dönemde gelmesi de işin diğer bir boyutu.
İşte Efes Pilsen'in son 19 maçı... Kalın olanlar Efes'in kazanabildikleri...

Efes Pilsen-Siena 76-79
Partizan-Efes Pilsen 78-65
Panathinaikos-Efes Pilsen 74-65
Efes Pilsen-Partizan 79-83
Siena-Efes Pilsen 80-67
Efes Pilsen Partizan 61-60
Armani Jeans Milano-Efes Pilsen 71-81
Efes Pilsen-Panionios 69-78
CSKA Moskova-Efes Pilsen 90-68
Efes Pilsen-Real Madrid 81-95
Partizan-Efes Pilsen 83-77
Efes Pilsen-Armani Jeans Milano 74-67
Panionios-Efes Pilsen 64-78

Efes Pilsen-CSKA Moskova 55-74
Real Madrid-Efes Pilsen 80-69
Lietuvos Rytas-Efes Pilsen 77-70
Efes Pilsen-Partizan 77-67
Unicaja Malaga-Efes Pilsen 93-88
Olimpiakos-Efes Pilsen 105-90
Fotoğraf o maçın manşet haberi olarak Turkbasket'ten

6 Kasım 2009 Cuma

3 Maç 2 Yenilgi

Bazı maçlar insanın canını o kadar sıkar ki üzerine bir kelime bile konuşmak istemezsiniz. Televizyonda, gazetede o maça dair bir haber gördüğünüzde hemen geçmek istersiniz. Unicaja Malaga maçı da öyle bir maç malesef. Söylenecek sözler olsa da söylemeye isteğim yok.

Maçın tek olumlu tarafı Almanya'dan maça giden Ahmet Abimizi Malaga'da sırtında Rakocevic formasıyla görmek oldu. Kalanı sâfi can sıkıntısı moral bozukluğu.

Şimdi bu moral bozukluğu 2 gün sürer. Pazar olsun da Fenerbahçe Ülker maçına gidelim. Gerçi o maçta alınacak bir galibiyet bile bana yetmez ya neyse..

5 Kasım 2009 Perşembe

Unicaja Malaga Maçı Öncesi

Efes Pilsen normal sezonun en kritik maçlarından birine çıkıyor. Maçı kazanırsa ilk 3 maç sonunda 2-1 yapan 4 takıımdan biri olacak. Gücünü ve yerini belli edecek. Kaybederse grubun zayıf ve kaybedenler kısmında kalacak. Yani Unicaja Malaga, Olympiakos ve Rytas'la mı yoksa Partizan ve Orleans'la mı olacağını anlayacağız. Gelecek hafta Olympiakos deplasmanına gidilecek olması olası bir mağlubiyeti içinde çıkılmaz durumlara götürebilir.

Ne yazıkki kazanmak zorunda olduğumuz bir maça çıkacağız. Eğer Efes Rytas'a kaybetmeseydi bu maçtaki mağlubiyet tolare edilebilirdi. Ama malesef ekstra bir deplasman galibiyetine mecburuz. Bu maçı kazanamazsak Yunanistan'dan galibiyet çıkarmamız gerekecek.

Daha önce de yazdım Unicaja Malaga sağlam takım. Kazandıkları iki Euroleague maçında olduğu kadar kaybettikleri 5 ACB maçında da iyi takımdı. Geçen seneye göre zayıflamış olsa da tehlikesiz diyemeyiz. Tehlikesini Olympiakos'a gösterdiler zaten.

1 kere yenildik şimdiye kadar. Blatt'li senedeydi. Efes Dark sahadaydı. Unicaja, N'dong'lu, Haislip'li, Cabezas'lı, hatta Santiago'lu ve geçen ayın MVP'si seçilen Bojan Popovic'li kadrosuyla kazanmıştı. Gerçi o kadro bile İstanbul'dan çıkamamıştı ama Efes Pilsen'e karşı tek galibiyetleri o zamandı. Zaten son karşılaşma da o mağlubiyetle olmuştu. Skor şu an 5-1. Efes deplasmandaki galibiyetlerini de hep 1 sayı ile almış. Yani Malaga kolay deplasman olmamış hiç bir zaman.

4 numara, yani Efes Pilsen'in en zayıf olduğu pozisyondaki Freeland takımın en etkili oyuncularından. Kaya Peker'in Freeland karşısında hem hücumda hem de savunmada göstereceği performans maçın kritik eşleşmelerinden biri olacaktır. 4 kısaya döndüğümüzde Nachbar onunla eşleşmek zorunda kalabilir. İşte bu bizim yumuşak karnımız olur. Bu kumar Cumhurbaşkanlığı Kupası'nda tutmuştu. Ama kumarın aktörü Thornton'du. Belki o da denenebilir. Nachbar, uzun pozisyonunda Malaga'da ne kadar etkili olabilir bilemiyorum.

Santiago eski takımına karşı oynayacak. Potaaltında Kasun ve Ermal de var. Unicaja'nın pota altında ise Freeland'ın dışında sadece Archibald var. İki uzunu da çok kaliteli ama dediğim gibi. 2 kişi... Printezis'in olmaması pota altında zaafiyete neden olacaktır. Ama biz ilk 2 maçta yapmadığımızı yapar da pota altına top indirir miyiz o kadarından emin olamıyorum.

Bir de Lima diye bir Brezilya'lı görünüyor kadrolarında. Tanımıyorum. İlk 2 maçta hiç forma giymemiş. ACB'de 5 maçın sadece birinde sahaya girmiş. Necidir, oynayacak mı bilemiyorum.

Dış oyuncular belli seviyede. Tek tek anlatmaya gerek yok. Burda kafa kafaya diyebiliriz. Yalnız rakipte Rakocevic ayarında kimse yok. Teorik olarak fark yaratabilecek oyuncu oymuş gibi geliyor. Tabi onun üzerinde yoğun bir savunma önlemi olacağından şüphem yok.

İlk 2 maçtaki en skorer oyuncumuz olan Shumpert'in maçta oynamayacak olması da ayrıca kayıp. Hem 4 numarayı Nachbar'a göre daha başarılı olması hem de son zamanlardaki performansı nedeniyle kayıp... Son 1 ayın Kaya ile birlikte en iyi oyuncusuydu. Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi onun yokluğunun Nachbar'ın sahneye çıkmasına imkan vereceğini ümit ediyorum. Tahmin etmiyorum. Sadece ümit ediyorum.

Maç 21.45'te Sky Türk'te.. Biz ekran başında olacağız. Avrupa'daki Efesliler'den bir arkadaş maçta olacak. Çektiği fotoğrafları temin edebilirsem burdan paylaşırım.

Bir de not: Dün akşamki Fenerbahçe Ülker maçındaki seyirci sayısından yine utandım. Fenerbahçe Ülker maçlarına gitmeye karar verdim. 1 kişi 1 kişidir.

22 Ekim 2009 Perşembe

Efes Pilsen'in İlk Rakibi Lietuvas Rytas

Lietuvas Rytas'ı hiç sevmem. Şahsi bir husumetim vardır. 2005 yılından gelir. Arkadaş Efes şartlarında iyi bir kadro kurulmuş. Euroleague'de ilk 4 haftada AJ Milano, Barcelona, Olympiakos, Maccabi demeden içerde dışarda devire devire 5. haftaya gelmişiz. Rakip ne olduğunu bile bilmediğim Lietuvas Rytas.. 5-0'la son yılların en iyi başlangıcını yapacağız. Sonuç: tam bir hayal kırıklığı... Adamlar öyle bir vurup geçmişti ki hala hatırladıkça sinirim hoplar. Abdi İpekçi'de 71-52 yenilmiştik. Evin yolunu zor bulmuştum. Maçın kahramanı da bu sezon GSCC ile anlaşan Jasaitis olmuştu. O yüzden 6. haftada Efes - GSCC maçında Jasaitis'e el hareketi çekmeyi planlıyorum:)

O günlerin üzerinden çok zaman geçti. Hatta o maçtan sonra Efes Lietuvas Rytas'a hiç maç kaybetmedi. Zaten şu andaki Rytas ile İstanbul'da Efes'i ezip geçen Rytas arasında Litvanya takımı olması dışında hiç bir benzerlik yok. Tarihindeki 3. Euroleague sezonuna başlayan Rytas şu anda bu 3 sezon içerisindeki en zayıf durumda. Kadrosundaki 12 oyuncudan 8'i yani Aron Baynes, Evaldas Dainys, Donatas Zavackas, Milko Bjelica, Steponas Babrauskas, Lukas Brazdauskis ve Justas Sinica hayatlarında ilk defa bir Euroleague maçına çıkacak. Toplam maliyetinin Darüşşafaka'dan bile fazla olduğunu tahmin etmediğim bir takım. Bu açıdan maçın mutlak favorisi Efes Pilsen. Hatta zorlanarak, son anlarda kazanılacak bir maç bile Efes için başarısızlıktır. Tıpkı güç bela kazanılan Teknosa Türkiye Kupası maçlarında olduğu gibi...

Maçın yayınlanıp yayınlanmayacağı düne kadar belli değildi. Ben dreambox araştırmaya başlamıştım. Çok şükür gerek kalmadı. Sky Türk yayınlayınca da ballı kaymak oldu. Evimde keyifle oturur maçımı izlerim. Aslında arkadaşlarımı çağıracaktım ama futboldaki Avrupa Ligi maçlarının insanlara daha cazip geldiği belli. Kimseyi zorla çağırıp keyfinden etmeye gerek yok. Alırım elime abur cuburumu ben kendi keyfime bakarım.

Bu arada maçta Efesliler yalnız kalmayacak. Efesliler'den Litvanya'da bir arkadaşımız var. Yaklaşık 50 kişilik bir öğrenci topluluğuyla maçta olacaklarını söylüyor. Onlar orda, biz televizyon başında ilk maçta ilk galibiyeti bekleyeceğiz.

Euroleague Başladı


Maccabi - Union Olimpija maçı sayılmaz. Benim nazarımda Euroleague yeni başladı. Özlemişim.

Yurt içinde mücadele ne olursa olsun Türkiye'den bir takım Avrupa kulübüyle maç yaptığında rakibi destekleyemiyorum. Daha o kadar giremedik Avrupa Birliği'ne... Maç sırasında rakibin basketinin bana sevinç vermesi nasıl bir histir bilmem. Ama maç biter. Yurt içindeki rakibimiz ve taraftarıyla dalga geçerim o ayrı. Bu da işin tadı zaten...

Fenerbahçe Ülker'in ilk yarıdaki oyunu beni çileden çıkarmaya yetti. Koca yarıda 21 sayı... 29 tane şut atmışlar sadece 6 tanesi girmiş. Kalanlar %50 ile atılan serbest atışlardan. Ratinglere yani oyuncuların verimliliklerine baktım. FB Ülker'in ratingi 4. Oyuncuların ortalama ratingi değil. Tüm oyuncuların verimlilik puanlarını üst üste koyunca çıkan sonuç 4. İkinci yarının sonucuna evde baktım. Değişen bir şey olmamış. FB Ülker fark yemiş.

Oyunun teknik kısmını değerlendirecek değilim. Sadece geçen seneye göre Green ve Smith'in yerine Greer ve Kinsey gelmişken, bir de Gricek kadroda iken FB Ülker geriye gidiyor. Bu bende şimdilik sadece şaşkınlık yaratıyor. Mirsad'ın yokluğu pota altında ribaund mücadelesi diye bir şey bırakmamış.

Bir de tribünlere değinmek gerekiyor. Çok açık söyleyeyim. Şu an Beko Basketbol Ligi'ndeki diğer 15 takımdan hangisi Regal Barcelona ile maç yapsa salonda daha fazla taraftar olurdu. Görevlileri falan da sayarsak 1000 kişi vardı sanırım. Nedenini tam kestiremiyorum. Artık insanlara cazip gelen daha fazla şey var galiba. Biz lisedeyken yeterki Avrupa maçı olsun Efes, Ülker, Fenerbahçe diye ayırt etmez giderdik. İnsanlar artık evlerinde internet ya da play station başından kalkamıyor.

Fark yiyen sadece Fenerbahçe Ülker değil. İlk maçlarda çok farklı sonuçlar oluşmuş. Bu durum güçlüyle güçsüzün arasındaki uçurumun arttığının işareti. İlk haftanın şimdiye kadar oynanan 7 maçında galip gelen takımların attığı farkın ortalaması 19,4. Gecenin tek çekişmeli maçı olan CSKA - Moroussi müsabakasını çıkarsan durum daha da feci.

Gecenin tek sürpriz sonucu vardı. O da ne olduğunu bilmediğim, kapalı kutu Ewe Basket'in, Euroleague'in başarısız gediklisi Prokom'u deplasmanda yenmesi oldu. Sevindim aslında. Prokom'a 2007'den gelen bir kıl olmuşluğum var. Sürekli içerde dışarda yendiğimiz takımın Top 16'da hem de uzatmada bizi yeneceği tutmuştu.