türk telekom etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türk telekom etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mart 2010 Çarşamba

Telekom - Serkan Erdoğan

Dün akşam Telekom maçındaydım. Fotoğraf makinamı yanımda götürmeyi unuttuğumdan salondan herhangi bir şey paylaşamıyorum.

Kapının önünde bilet satmaya çalışan Güçlüler yoktu. Kapıdaki güvenliklere sordum. Olay çıkarttıklarından bu maça gelmeyeceklerini söyledi. Sevindim açıkçası. İçerde bir grup vardı. Ama basket maçlarına gelen tayfaydı onlar. Aynı adamlar ama biraz çekidüzen verildikleri belliydi. Tabi büyük başkan el salla diye kim olduğunu bilmedikleri hamilerine iltifat etmeyi ihmal etmediler.
Maçın başında iyi savunma yaptı Telekom. Özellikle Lang çok etkiliydi. Ama takım olarak olmasa da bireysel hatalar geldi. Gran Canaria öne geçti. Sonra ruhsuz, isteksiz Telekom klasiği ile ilk yarı bitti. İkinci yarıda Telekom şahlandı. Baş kaldırdı. Mücadele etti. Biraz da mahkum oldukları dış şutlar girdi. Oyunu kazanacak noktaya geldiler. Ama üst üste 3 hücumda hata yapınca maçı kaybettiler. İlk defa Telekom'un kazanacağını düşünmüştüm. Hayal kırıklığına uğradım. Maçtan en olumlu nokta olarak Soner Şentürk'ün performansı aklımda kaldı.

Serkan Erdoğan bilindiği gibi İspanya'ya Alacante'ye transfer oldu. Zaten Efes'te olduğu gibi etrafa mutsuz mutsuz bakınıyordu. Kendisi için iyi olmuş.

Serkan'ın transferinin çok dolaylı da olsa Efes Pilsen'le alakası var. Efes Pilsen'in yarın karşılaşacağı Real Madrid bu hafta ACB'de Alacante'yle karşılaşmıştı. Real Madrid 40 satır mı 40 katır mı diyip 40 fark atmıştı. Bunun üzerine takıma takviye yapmak istediler. İspanya'da hala namı ve pazarı olan Serkan'ı transfer ettiler.

10 Şubat 2010 Çarşamba

Türk Telekom - Kızılyıldız

Dün Telekom Kızılyıldız maçına gittim. Eskilerden Filip Videnov'u görmek güzeldi. Hala formda...

Ama ikinci çeyrekten itibaren klasik ruhsuz Telekom geri döndü. Dolayısıyla sonuç alışık olduğumuz üzere feciydi.
Maçın son çeyreğinden itibaren Ankaralılar Kızılyıldız'ı alkışladı. Maçın sonunda biri Taylor'dan formasını istedi. Çıkarır gibi yapıp güldü. Ona kıl oldum.
Bir de maçın başında şimdi adını hatırlayamadığım bir Kızılyıldızlı sakatlandı. Maçın kalanını topuğunda buz torbasıyla geçirdi. Ben de hanım evladı bu falan diye dalga geçtim maç boyu. Maç dönüşü ayağımı demire vurdum. Ve gecenin uzunca bir kısmını kaval kemiğimde buz torbasıyla geçirdim. Allah'ın tokadı gibiydi. Neyseki yumuşak bir tokat. Kimsenin hastalığıyla, sakatlığıyla uğraşmamam gerektiğini anladım.

3 Kasım 2009 Salı

İlk Yenilgi Geldi

Öncelikle söylemeliyimki maçı izlemedim. Hatta sabaha kadar maçın sonucunu öğrenme imkanım bile yoktu. Ama nedense Fenerbahçeli arkadaşlar iletişimin gücünü kullanmakta çok istekliler. Sanırım insanların etrafında Efes kaybedince kızdırabilecekleri bir tek beni gördüklerinden telefonum normalden fazla mesai yaptı.

Efes henüz hazır değil. Bir şeylerin oturmadığı belli. Bunun için takımı uzun uzadıya incelemeye gerek yok.

Maçın kaybedilmesinden çok Shumpert'ın sakatlanmasına üzüldüm. Son zamanlarda Efes'in en formda şutörüydü. Partizan maçında, topla biraz uygun pozisyonda buluşturulursa ne kadar rahat şut soktuğunu görmüştük. Unicaja maçında sahada olsa bile saatlığının etkisinden kurtulacağını zannetmiyorum. Thornton'un parmağındaki sakatlık çoktan geçti. Ama verdiği ürkeklik hala geçmedi.

Maç istatistiğine elime alınca hemen iki şeye baktım. Uzunların sayı-ribaund performansı ve Nachbar'ın oynadıysa ne yaptığı?

Kaya yine formda. En azından pota altından sayı bulmadaki en önemli opsiyonumuz. Kasun henüz bu durumda değil. Ermal zaten az süre almış. Onda da pek etkileyici istatistikleri yok. Sanırım diğer iki kişiyi dinlendirmek için kullanmış.

Nachbar yine ortalarda yok. Tamam Rakocevic olmasını beklemiyoruz ama Kakiouzis'ten de daha fazla fayda vermesi lazım. Açıkçası Yunan oyuncu daha fazla katkı veriyordu takıma.

Skorun ilerlemesine baktığımda Efes maçı kazanabilecek duruma gelmiş. Telekom karşılık verip maçı kazanmış. Attıkları 15 tane üçlük etkileyici. Kendi başına maç kazandırabilecek bir durum. Ama devamlı olması mümkün değil.

Efes için artık sezon başı repliğinin terkedilme zamanı geldi. Artık sezon başladı. Türkiye Kupası, Beko Basketbol Ligi, Euroleague derken sezon başı sıkıntılarını atmaya yetecek makul seviyede maç oynandı. Kepez mağlubiyetini sezon başı deyip geçebilirim. Ama perşembe günkü Unicaja ve pazar günü oynanacak FB Ülker maçlarının mazereti bu olamaz. Artık sezon başladı. Koçun takıma ve oyunculara radikal bir şekilde müdahale etmesi lazım.

Bir not: Telekom'un forması güzelmiş.

7 Nisan 2009 Salı

Bir Telekom Maçı...


Haftanın en önemli maçını Pazartesi gününe koyma abukluğu yüzünden çok küçük bir grupla Ankara'da olabildik. Ben Düzce'den katıldım gruba. Ankaralı Efeslilerin sayısı yağmur ve Obama engelinden dolayı beklenenin altındaydı.

Maçtan önce otele gittik. Crowne Plaza Oteli çok ilginç bir yerde. Oteli uzaktan görüyorsunuz, yaklaşıyorsunuz ama ulaşamıyorsunuz. Etrafında attığımız 2 turdan sonra arabayı yaklaştırabildik. Daha önce GOP'taki otellerde kalırken bu sefer bu oteli seçmişler. Salona yakın.

Bizden önce gelen bir kaç Ankaralı arkadaşla lobide tanıştık. Hepsi iyi çocuklardı. Sonra 1'e 2'şer Efesli basketçiler inmeye başladı. Saat 4 buçuk civarındaydı ama pek çoğunun gözleri şiş. O saate kadar uyumuş gibiydiler. Lobide çok kakara kikiri bir durumları vardı. Ben Kerem Gönlüm'e başarılar diledikten sonra yerime dönüyordum ki arkamda Ankaralı Efesliler'in hazır beklediğini farkettim. Fotoğraf çektirmek için beni bekliyorlarmış. Benim sadece el sıkışıp geri dönmem de tuhaflarına gitmiş olabilir.

Lobide yöneticilerden biriyle sohbet ediyorduk. Maçın başında sıkarsak rahatlıkla vurur geçeriz. Yeterki maçı rölantiye almayalım diyordu. Açıkçası Ergin Ataman gibi maç öncesinde Türk Telekom'u favori gören beni, bu rahat, kendinden emin tavır çok şaşırttı. Oyuncuların kendinden eminlikle - lakaytlık arasında nerede olduğunu bilemediğim tavırlarına bu da eklenince maçı ciddiye almadıklarını düşündüm.

Efes Pilsen içerdeyken takım otobüsünün başında sürekli bir güvenlik görevlisi duruyordu. Aliağa Petim maçından ağızları yanmış olmalı.

Takım otobüsü salona doğru ilerlerken biz de arkalarına takıldık. bir kaç dakikada salondaydık.

Maçın başlamasıyla Efes ilsen camiasının rahat tavırlarının boş bir kibir olmadığını anladım. Maçın daha ilk bir kaç dakikasında sonucun ne olacağı belli oldu.

Telekom hiç bir karşılık vermedi. Efes Pilsen maça çok ciddi başladı ama genel olarak çok kötü bir rakibimiz vardı. Aslında karşılık vermek için bir kaç küçük fırsatı da oldu. Ama maçın bu kadar rahat olmasında Telekom'un bomboş 3'lükleri ve hatta bomboş smaç bile kaçırdığını aklımızdan çıkarmamamız lazım. Telekom bunları soksaydı da maçı kazanamazdı. Sadece yaklaşabilirdi.

3-4-5 numaralarda Efes zaten çok baskındı. Pota altını kararttı. Bu karartma hem uzunlar için hem de içeri dalan kısalar için geçerliydi. İçerde top kayıpları kötü kısa mesafeli atışlar ve kaçan basit turnikemsi şutlar vardı.

Peki Efes bu karartmayı ne pahasına yaptı? İşte maçın belki gözden kaçan ayrıntısı bu. Dış atışlarda gereğinden fazla boş şut imkanı verildi Telekom'a. Telekom atamadı o ayrı.. Serkan 4'te 0, Bekir 2'de 0, El Emin 7'de 2 (o 2 tane de maç çoktan bittiği son dönemde geldi) 3'lük salladılar. TT'nin kaçırdığı 14 3'lük'ten 11'i bu asıl şutörlerden geldi. Yani kötü oynadığı ve Efes'in genel olarak iyi oynadığı bu maçta Telekom'un maça ortak olamamasının nedeni bu atışların girmemesiydi. Play off'larda ne atarsa giren, sağlam 3lük performansı olan takımlarla oynama ihtimalinin olması bu harika galibiyete düşeceğim tek şerhin nedeni.

Bir kaç kelam da Sinan Güler için etmek istiyorum. Maç koptuktan sonra oyuna girdi diyemiycem. Çünkü maç çok erken koptu. Maçın sonları sayılabilecek bir dakikada girdi oyuna. Çok istekliydi. 1 asist ve 1 top çalma yaptı ve ikisi de tesadüf değildi. Klas hareketlerdi. Onun sahada olduğu zamanlar gerçekten çok değerli. Sonra 2 pozisyonda El Amin'i tutamadı. Ergin Hoca yine kızdı. Kenara aldı. Bence o kadar hata hakkı olmalı.

Maç erken koptu. O yüzden pek zevk aldığımı söyleyemem. Geçen haftaki Pınar Karşıyaka maçı bile daha eğlenceliydi. Böyle bir final malesef zevkli olmayacak. Umarım izlenme değeri daha yüksek olur diye play off ve final öncesi eşleşmelerin kaderiyle oynanmaz.

1 Nisan 2009 Çarşamba

Türk Telekom - Efes Pilsen maçı öncesi

Basketbol matbuatımızda bir durgunluk var. Benim de uzun değerlendirmeler yapmaya halim ve moralim el vermiyor. En azından geçmişe bir bakalım. Asla hatırlamayacağınız sayılarla kafaları karıştıralım.

Eskiden PTT olan şimdilerin Türk Telekom'uyla Efes Pilsen'in 51. karşılaşması. Bundan önceki maçlarda Efes Pilsen'in 41 galibiyetle farklı bir şekilde önde olduğunu görüyoruz.

Türk Telekom son 9 maçta 3 galibiyet alarak ortalamayı biraz düzeltti. Son 9 maçtan önce 10-0'lık bir seri var. Ondan da önce 2 galibiyet 2 mağlubiyet. Sonrasında 10-0'lık bir seri daha.

Efes Pilsen'in en farklı galibiyeti 20 Nisan 2002'de 90-44 ile 46 sayılık bir galibiyet. Telekom ise en farklı galibiyetini geçen sezon hem de İstanbul'da elde etti. Çok çok üstün bir oyunla David Blatt'in Efes'ini 71-86 yenmişti.

Bu sezon ilk maçı Efes Pilsen İstanbul'da 80-76 kazandı. Efes kazanırsa, bence gerçekleşecek olan Efes Pilsen - Türk Telekom finaline 1-0 önde başlayacak.

Efes Pilsen'le Türk Telekom'un en ilginç kapışmaları 1996-97 sezonunda yaşanmıştı. İşin ilginci Efes o zamanlar da Ayhan Şahenk'te oynuyordu. O zamanlar Türk Telekom PTT'nin başında Efes Pilsen2in şimdiki çalıştırıcısı Ergin Ataman vardı. 1. ligdeki ilk baş antrenörlük deneyiminde, ligde kayda değer bir başarısı olmayan Türk Telekom PTT'nin normal sezonu bu sene olduğu gibi Efes Pilsen'in ardından ikinci bitirmesini sağlamıştı. Sezon bitiminde ise takımını, kendini yetiştiren kulüp olan Efes Pilsen'in karşısına finale kadar getirmişti. 1-1 başlayan seride hiç maç kazanamamışlardı ama yine de kısıtlı kadrosuyla olağan üstü bir başarı kazanmıştı.

Maçtan yine 90lı yıllara döndüm. Kusuruma bakılmasın.